Tarjmaأكتب بالعربي

Türkçe → Arapça

parıltı Arapça dilinde

وهج

Sözlükteki çeviriler

Gerçek metinlerden örnekler

Yayınlanmış iki dilli metinlerden (altyazılar, belgeler) alınmış cümlelerdir. Kelimeyi bağlam içinde gösterirler ve tek tek incelenmezler.

Bir parıltı var neyse

"ثمة وهج الليلة"

Senin parlak parıltı gizemli converse tutun mi

لم خاصتك بصيص غامض مشرق عقد العكس

Taşıma yan ışıkları parıltı konuştu eğri yuvarlak geldi cadde.

كما انه تحدث بصيص من الاضواء الجانبية للعربة وجاءت الجولة منحنى السبيل.

Zor zamanlardı, ama herkes hayatında bir parça parıltı istiyordu.

لقد كانت أوقاتاً عصيبة، إلا أن الجميع كان يسعى وراء بريق من نور في حياتهم. الكثير من الفنانين المبتكرين استجابوا لهذه الدعوة

Ama asla gözlerindeki parıltı sönmek istemediği için özür dileme.

ولكن لاتعتذري على الاطلاق لانك شغوفة في بشيء ما.. واعينك تلمع من ذلك

Uyumuyordum. Tüm oda aydınlandı Terry. Odada büyük bir parıltı gördüm.

لقد أضاءت الغرفة بأكملها يا تيرى لقد رأيت وكأنها وميضاً كبيرا

"Tıraş şeyler getirin." Umut bir parıltı chappie gözü parladı, şüphe ile karıştırılır.

"أحضر أغراضي الحلاقة." بصيص أمل أشرق في العين chappie و مختلطة مع الشك.

RABbin günü aydınlık değil, karanlık olmayacak mı? Hem de zifiri karanlık, Bir parıltı bile yok.

أليس يوم الرب ظلاما لا نورا وقتاما لا نور له

Yaşlılıktan gözleri iyice körelen adam kanun kapısında bir parıltı farkeder. Parıltı kapıdan dışarı sızmaktadır.

يضعف بصره، ولكنه يستبينُ في' الظلام بريقًا يشعّ من باب القانون

Pek çok yenilikçi sanatçı bu çağrıya kulak verdi ve biraz parıltı için ucuz, sahte değerli taşlardan yapılma imitasyon takı tasarımına başladı.

وشرعوا في تصميم مجوهرات متفردة مصنعة من أحجار كريمة مقلدة غير باهظة الكلفة.

Diyorlar ki, ‹‹Bu yüzden adalet bizden uzak, Doğruluk bize erişemiyor. Işık bekliyoruz, yalnız karanlık var; Parıltı bekliyor, koyu karanlıkta yürüyoruz.

من اجل ذلك ابتعد الحق عنا ولم يدركنا العدل. ننتظر نورا فاذا ظلام. ضياء فنسير في ظلام دامس.

O sadece duraklatılmış vardı ve rüzgar sarmaşık sallayan uzun bir sprey bakıyordu o üstünde orada kızıl bir parıltı gördü ve parlak bir ötüş duydum ve duvar, ileri tünemiş Ben

كانت قد توقفت لتوها ويبحث حتى في رش طويلة من اللبلاب يتأرجح في مهب الريح عندما رأت بصيص القرمزي، واستمع إلى غرد الرائعة، وهناك، على قمة الجدار، بن تطفو إلى الأمام